Godric's Hollow RPG
Hogwarts'tan En İyi Şekilde Yararlanabilmek İçin Lütfen Üye Olunuz. (:

Saygılarımızla,

Godric's Hallow RPG Yönetimi.

Godric's Hollow RPG

Sihir Dünyası Artık Bir Adım Ötede...
 
AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Lucian Ryder / Aşk ve Kan

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Lucian Ryder
*Muggle* Seçmen Şapka'ya, Bir Mesleğe, Ya Da Bir Irka Başvurunuz!


Mesaj Sayısı : 1
Kayıt tarihi : 23/04/11

MesajKonu: Lucian Ryder / Aşk ve Kan   C.tesi Nis. 23, 2011 10:42 pm

Lucian böyle bir yere nasıl geldiğini kendine zilyonuncu kez sorarken
bir yandan da asasını bulmaya çalışıyordu. Kadim ağaçların dalları
gökyüzünü kapatmışlardı ve kökleri Yasak Orman'daki ağaçlar gibi artık
toprağın dışına taşıyordu. Dizindeki ağrıyı onlara borçluydu. Nihayet
tam ümidini kesecekken bir kaç çalının arkasında gördüğü melek heykeli
ona bir deniz feneri gibi gelmişti. Ağlar gibi ellerini yüzüne kapatmış
melek orada bekçilik eder gibiydi.

Onu geçerek bir açıklığa çıktı. Buradaki şatoyu görür görmez aklına nedense Hogwarts ve Dracula gelmişti. Gökyüzü sanki siyah değil kan gibi kırmızı, gotik mimariye sahip ev ise tamamen ürkütücüydü. Duvardaki goblinlerin tüm gözlerini
üzerine dikmişler gibi geliyordu. Bahçede de kökleri kurumuş ağaçlar,yıkılmış heykeller vardı ve ayrıca etraf kan ve çürümüş et gibi kokuyordu.

Heybetli şatoya yaklaştıkça mide bulandırıcı kan kokusu artıyor, gökyüzünün kızılı daha farklı bir renge bürünüyordu. Şatonun uzun zamandır kullanılmadığı çürümüş ahşap kapılardan, uzamış otlardan ve çökmüş birçok bölümden belli oluyordu. Midesinin ağzına gelmesini zar zor engelleyerek geri dönmek için hamle yaptı. Ama nedense ayakları ona uymayı reddeder gibiydi. Lucian ne kadar geri adım atmak istese de sürekli ileriye doğru gidiyor, şatoya yaklaşıyordu. Şatonun insanı ürküten çok karanlık bir tarafı vardı fakat şatoya ilerlemeye devam ediyordu. Şatonun arka bahçesine geçtiğinde belki de görebileceği en korkunç görüntü ile karşılaşmıştı.

Bahçenin büyük bir kısmı kopuk kol ve bacaklarla kaplanmış durumdaydı."Ahh nasıl bir yer burası!" dedi tiksintiyle. Bu sefer midesi gerçekten ağzına gelmişti. Kusmaktan kendisini alamazken koku resmen burnunun direğini kırmıştı. Çabucak geldiği istikamette geri geri gitti. Ama bir anda aklı karıştı. Her yer geldiği yere benziyordu. Sanki hiç hareket etmemiş gibiydi. Koşmaya başladı. Hala aynı yerdeydi. "Lanet!" dedi. Etrafında bir tur attı. Havanın kararmasıyla etraf daha da anlaşılmaz ve çözülemez bir şekle girmişti. Yapabileceği tek şey bir gün burada konaklamak olacaktı fakat
içeride karşılaşacağı şeyleri düşündükçe bundan vazgeçiyordu.

Gecenin yarattığı yoğun karanlıkta parlayan bir şey gördü. Lucian belki de
buradan kurtulmak için bir umut olarak gördüğü parlayan cisme doğru
koşmaya başladı. Lucian günün vermiş olduğu yorgunluk eşliğinde parlak
cismin yanına vardı ve eline aldı. İlk baktığında sadece zarif beyaz bir
kolyeydi Lucian için. Lucian kolyeyi bırakmadan önce son bir kez daha
baktı ve kolyeyi tanımasının onda yarattığı şokla kaskatı kesildi. Kolyeyi daha önce ruhunun derinliklerini ve tüm kalbini kaplayan kıza aitti. Chloe. Lucian kolyeyi cebine koydu ve belki de ölmüş bir adamın suratını andıracak o beyaz suratından aşağıya yavaşça iki damla yaş süzüldü.

Lucian sevdiği kadının artık hayatında olmayacağı düşünceleriyle dudakları
çekilmiş ve yürüyemeyecek kadar güçsüz bir hale gelmişti. Lucian küçük adımlarla yeniden malikanenin arka bahçesine doğru yürüdü. Lucian aklından geçebilecekler sadece kısa dizelerle sınırlıydı şuanda.

Karlı soğuk bir kış gecesiydi, Saat ya on bir,ya da on ikiydi, Kötü bir şey olacağı da zaten, Havanın bu halinden belliydi. Vakit geldi diyor artık Azrail gidelim, Ayrılık zamanın şimdi vedalaş güzelim, Emir çok büyük yerden yapacak bir şey yok, Şimdi bu diyardan seni götürmeliyim.


Zaman şuan yeniden akmaya başlasa da Lucian için yeniden durma vakti ölümün soğuğundan daha yakındı. Bu soğuk insanın her zaman yakınındadır. Eğer kalbinin içinde yanan alev sönmeye başlarsa bu soğukta yavaşça uyuşturucu gibi yayılır damarlarına. Fakat başka bir seçenek daha vardır tüm yaşayanlar için. Kalbinin ateşi buzlarla kaplanıyorsa o buzlar seni daha fazla sarmadan sen söndürürsün her şeyi.

Lucian arka tarafa ulaştığında zamanın yeniden durduğunu hissetti. Arka tarafa saçılmış kol ve bacaklar şimdi daha büyük bir yığın haline gelmişti. Tüm bunların sonucunda çıkaracağı sonuç burada yalnız olmadığıydı. Lucian belki de bunun fark etmesiyle yaşadığı paniği malikaneye saklanarak giderecekti. Fakat aklına takılan
bir şey vardı belki de tüm bunların sorumlusu kişiler o malikanedeydi.

Malikanenin kapısı da bahçe kapıları gibi işlemelerle doluydu fakat kapı ciddi bir hasar almış gibiydi. Lucian kapıyı yavaşça açtı sessiz olmaya çalışıyordu fakat kapıdan çıkan gıcırtı tüm malikanenin kalın duvarlarında yankılandı. Malikanenin duvarları birçok insan resmiyle kaplıydı, duvarlardaki örümcek ağları hiç bozulmamış ve malikanenin içinde eşsiz mimari görüntüde hiçbir çöküş olmamıştı.


Malikanenin içi de gotik tarzı ile döşenmişti duvarlarda kan izleri görülebiliyordu.
Malikanenin üst katlarına çıkıldıkça geriye kalan mimarsal güzellik
insana tam anlamıyla bir göz ziyafeti yaşatıyordu. Lucian tüm olanları
unutup tüm bu güzel işlemelere kendini kaptırdığında alt kattaki kapının
menteşelerinden sökülüp parçalandığını duydu. Kulak tırmalayıcı bir ses
tüm evi sardığında aşağıda olanları tahmin etmekte pek güçlük
çekilmiyordu. Lucian aşağıda olanlara göz ucuyla bakmaya gideceği sırada
bir anda yandaki odaların camlarının kırıldığını anlatan bir ses
duyuldu.

Lucian ona doğru yaklaşan tehlikenin ne olduğunu bilmediğinden
kendini savunmak için ne yapabileceğini düşünceleri bile çözemiyordu.
Lucian sıkışmamak ve kendini kurtarabilmek için geri geri bir çıkış
aramaya bir çıkış yolu bulmayı denedi. Fakat arkasından bir bomba
patlamasını andıran şiddetli gürültünün eşliğinde kırılan camdan ölümün
soğuğu içeriye dolmuştu ve Lucian’ın gözleri yavaşça kapanıyordu. Lucian
belki bu tüm karanlık hayallerinden sonra uzun ve sessiz bir aydınlığa
ulaşacaktı.


Bir Kadının;
Bir Damla Gözyaşı İle
Savrulup Giden Hayata Haykırışı
Bir Bebeğin;
Ağlamasıyla Dağılan Çığlıkla Bir Bekleyiş
Hiç Bir Zaman Çalmayacak Bir Zil Ve Kapı
Bekleyiş Bilinmeyene
Merdivendeki Ayak Sesleri
Ve Yine Yalnızlık
Bir Damla Gözyaşına Değmeyecek
Bir Hayat...
Göz Açıp Kapamak Gibi Ölüm
Tutkudur Ölüm, Korkudur Ölüm, Gözyaşıdır Ölüm


Lucian’ın sessizlik ve huzur içerisinde başlayacağı yol tüm bu aydınlığın
karanlıkla kaplanmasının ardından yaşama dönüş olarak
adlandırılabilirdi. Lucian yeniden gözlerini açtığında etrafını sarmış
olan yoğun bir kalabalık ve yeniden o mide bulandırıcı kokuyu hissetti.
Fakat tüm o kalabalığın arasından gözleri sevdiği kadını buldu ve
bunların kötü bir rüya olduğu hayali ile gözlerini yeniden kapadı.
Hayallerinin içinde dolaşmaya başladığı sıralarda aklına yoldaşlık
karargahında konuştukları şeyler geldi. Belki de Chloe’nin en başından
beri söylemek istediği bu soluk benizli ve saldırgan vampirlerden biri
olduğuydu.

İçerisi vampirlerin gömülü olduğu sessizlik ve soğuklukla
karanlık ve kuytu bir zindan gibiydi. Chloe kalabalığın arasından narin
bir balerin gibi süzülerek Lucian’a yaklaştı. Chloe ağlamamak için
kendini zor tutuyor gibiydi, Lucian’a özür dilermişçesine bir bakış
attıktan sonra yerine döndü. Lucian vampir halkından yükselen bir ezgi
duymaya başladı. Ne yaptıklarını anlayamıyordu fakat bu durumdan mutlu
olmadığı yüzünden okunacak haldeydi. Vampirlerin gözleri dostu
Aldrich’in ki kadar derin ve soğuk bakıyordu. Lucian dostunu derin bir
iç çekerek düşündü ve kendi kendine ; ‘’Şimdi neredesin dostum?’’
diyerek kendini tüm olacaklar için hazırlamaya koyuldu.

Lucian karışık fakat huzur veren vampir ezgileri ile yeniden uykuya dalıyordu. Fakat hissettiği bir şey daha vardı ve ulaşılması zor olan beyaz ışık tüm olanları aklından siliyor gibiydi. Yolculuğu tamamlamadan önce son bir kez Chloe’nin gözlerine baktı ve bir damla gözyaşının yüzünü ıslatması gözünü kapamadan önce yaptığı son şeydi. Lucian belki günler belki saatler sonra rahat yatağında açtı gözlerini. Yüzünü yıkamaya giderken pantolonunun cebinde derisine batan bir şey hissetti. Elini cebine attı ve beyaz melek kolyesine uzun bir süre bakıp düşündü. Olanlar bir mum gibi yanıp sönmüşken Lucian yeniden aydınlatmaya çalışıyordu etrafını. Fakat mum artık yanamayacak kadar erimiş durumdaydı.




Aydınlık, gözlerine baktı gecenin,
Karanlıktı, soğuktu...
Yüreğine dokundu gecenin,
Buz tutmuştu gece....
Koştu geceye
Sarıldı sımsıkı
Aydınlık kayboldu gecede
Bıraktı yüreğini aydınlık


Lucian bu düşüncelerini yeniden bir yana bıraktı ve sevdiği kadını düşleyip karanlığa baktı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Lucian Ryder / Aşk ve Kan
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Godric's Hollow RPG :: Sizin Bölgeniz :: Role Play Tepesi-
Buraya geçin: